Tarihçe


İstanbul Erkek Lisesi Tarihçesi
 

Numûne-i Terakki 1884* 

Nadir Bey 1884’de Süleymaniye yakınlarında Meşihat Dairesi (din işlerine bakan ve nazırlar meclisinde yeri bulunan makam, Şeyhülislamlık Makamı) bitişiğindeki konakta özel Numûne-i Terakki okulunu kurdu. İki sene sonra Çırçır’da Kaptanpaşa Yokuşu’nda bir konağa (1887), üç sene sonra da Fatih’te, Şehzade Camiinin Burmalı Mescit tarafından Mümtaz Bey Konağı’na taşınmıştır (1888). Nadir Bey, okulun gördüğü ilgi üzerine, devrin en değerli öğretmenlerini “Numûne-i  Terakki”ye almış ve buradaki modern tedrisat sayesinde İstanbul’un en tanınmış aileleri çocuklarını bu okula göndermeye başlamışlardı. 

Terakki İdadisi 1896 

Mektebin Türk maarifinde işgal ettiği bu mümtaz mevki karşısında okul 1896 da Numûne-i Terakki İdadisi Maarif Vekaleti tarafından satın alınıp resmi bir müessese haline getiriliyor. Müdür ve kurucusu Nadir Bey ise Kabataş İskelesi’ne hakim yokuşların üstünde vaktiyle Kabataş Lisesi, şimdi (1951) ise Beyoğlu Lisesi olan binada açılan Aşiret Mektebi Müdürlüğü’ne, ders nazırı Hüseyin Bey de terfian Şam vilayeti Maarif Müdürlüğü’ne tayin edildiği için müdürlüğe kısa aralıklarla Hacı Kenan (mektebin ilk resmi müdürü), Numan ve Memduh Beyler getirilmiştir. 

1898’de Mektep Ağa Yokuşu’nda Şirvanizade Rüştü Paşa Konağı’na taşınmıştır (Laleli’de C.H.P. kız talebe yurdu 1951). 

1900’de Müdür Memduh Bey Vefa İdadisi’ne tayin edilerek yerine Vefa İdadisinin müdürü Nadir Bey müdür olarak tayin edilmiştir. 

Bu dönemde en değerli öğretmenlerin ders verdikleri okuldan bir çok değerli şahsiyetler yetişmiştir. Prof. Neşet Ömer İrdelp, Dr. Adnan Adıvar, Ankara eski valilerinden Nevzat Tandoğan bu öğrenciler arasında idi. Gittikçe talebe adedi artan ve çok rağbet gören Numûne-i Terakki İdadisinin ihtiyacını karşılamak için Koska’da Yeşiltulumba’daki (Medrese-i Edebiye) adlı hususi mektep satın alınarak son iki idadi sınıfı oraya geçirilmiştir (1902). Bu durumda mektep iki binada ders yapmaktadır. 

1903’te dört senelik idadiler altı yıla çıkarılınca bütün sınıflar yine Şirvanizade Rüştü Paşa Konağı’nda birleştirilmiştir. Müdür Nadir Bey’in şeker hastalığına tutularak izin alması üzerine eski kuruculardan Selanikli Abdi Kamil Bey Müdür olmuştur. 

1904’te Haşim Paşanın Maarif Nazırlığı sırasında Saraçhanebaşı’ndaki Haşim Paşa’nın kırmızı konağı satın alınıyor. Numûne-i Terakki idadisinin bütün sınıfları oraya taşınıyor. Bu sırada mektep dört iptidai, üç rüşti, üç idadi olmak üzere on sınıflıdır. 

Haşim Paşa Konağı’na yerleştirilen talebenin yemeği, sırıkla takılmış kulplu bakırlarla Şirvanipaşazade Konağı’ndan gelirdi. Abdi Kemal Bey’den sonra, imtihan başlangıcından sonuna kadar Meclis-i Kebir Maarif azasından ihtifalci Ziya Bey vekâletle mektebi idare etmiştir. 

1905’te mektep Ethem Paşa’nın Kantarcılar’daki daha geniş konağına (yirmi üç lira aylıkla kiralanarak) nakledilmiştir. 1906’da Müdür Abdi Kemal Bey ile tetkik-i müellefiyat azasından Tevfik Daniş becayiş eder. 

1908 yılında ikinci Meşrutiyetin ilanından iki ay sonra Tevfik Daniş’in Maarif Nezareti Meclis-i Kebir azalığına terfi etmesi üzerine müdürlüğe getirilen Ebul Muhsin Kemal Bey zamanında iptidai ve rüşti sınıfları birleştirilerek mektep yedi yıldan beş yıla indirilmiştir. Bunun verdiği ferahlıktan faydalanarak boşalan sınıflar yatakhane haline getirilmiş ve okul bir yatılı kısma da sahip olmuştur. 

Böylece okulun adı da değişikliğe uğramıştır. 

İstanbul Leyli İdadisi 1909 

1909’da İstanbul Leyli İdadisi adını aldı ve Darülfünun ve Mekteb-i Mülkiye binasına taşındı (Sultan Mahmut türbesinin arkasında bulunan Bezm-i Alem Valide Sultan’ın yaptırdığı, İstanbul Kız Lisesi 1951). Bu taşınma sırasında Ebumuhsin Kemal Bey’in Mercan İdadisine tayini çıktı ve yerine müdürlüğe Hüseyin Avni Bey getirildi. 

İstanbul Lisesi 1910 

1910’da İstanbul Lisesi adını aldı. Müdürlüğe sırasıyla Yanyalı Lütfü Bey, 1911’de ikinci defa olarak Ebumuhsin Kemal Bey, 1912’de Coğrafyacı Saffet Bey getirilmiştir. Türkiye’de Lise kelimesi ilk olarak bu okulda kullanıldı. Balkan savaşı patladığı sırada “İstanbul Lisesi” İstanbul’un en gözde irfan ocaklarından biri durumunda idi. Tanınmış tarihçi ve yazar İstanbul Erkek Liseli Enver Behnan Şapolyo bu konuda şunları yazmaktadır: “1912 yılında müsabaka imtihanı ile leyli meccani alınıyordu. Ben de bu yıl imtihanı kazanarak liseye girdim. Okulun leyli ve nehari olmak üzere öğrencileri vardı. Okul paralı idi. Yalnız müsabaka imtihanı ile her sene on iki öğrenci alınmaktaydı. Okul beş senelikti. Birinci devresi “İhtiyat 1” ve “İhtiyat 2” adıyla anılmaktaydı. Diğer sınıfların adı “Lise 1, Lise 2, Lise 3” diye sınıflara ayrılmıştı. O zamana kadar hiçbir okulda “Lise” kelimesi kullanılmazken bu okulda kullanılıyordu. Okulun mevcudu 30 kişi kadardı. 

İstanbul Lisesinin Türk Milli Eğitimi’nde işgal ettiği önemli yer Meşrutiyet İnkılâbı’nı gerçekleştirmiş bulunan İttihat ve Terakki Fırkası’nın gözünden kaçmamıştı. Tanzimatçılar nasıl “Galatasaray Sultanisi”ni himaye etmişler ve memlekette Fransız kültürünün yayılmasını sağlamışlarsa, İttihatçılar da İstanbul Lisesini tutmayı uygun bulmuşlar, bunun gerçekleşmesini de İttihat ve Terakki Fırkası iktidarının Maarif Nazırı Şükrü Bey bizzat üzerine almıştı. 

1912’de okulda İstanbulspor Kulübü ile “Keşşaf” adlı bir izci teşkilatı kuruldu. 

İstanbul Sultanisi 1913 

1913’te adı İstanbul Sultanisi’ne çevrildi (Maarif Nazırı Maslup Şükrü Bey’in tensibi ile). Müdürlüğüne maarif vekâleti ecnel mektepler müfettişlerinden Süreyya Bey getirilmiştir. Bu Okulda ilk, orta ve lise kısımları vardı. İlk kısımlardan başlayarak Fransızca okutuluyor ve Fransız lise programı uygulanıyordu. İstanbul Sultanisi’nin o günlerini Enver Behnan Şapolyo’dan aktaralım: “İstanbul Sultanisi’nin ilk binası Sultan Mahmut türbesinin arkasında kargir büyük bina idi. Bu binaya Maarif Nezareti’nin yanından girilirdi. Karşısında Tanin Gazetesi çıkmaktaydı. Bu binayı Sultan Abdülmecid’in validesi Bezmi Alem Sultan yaptırmıştı. Binanın kumla döşeli geniş bir bahçesi, içinde büyük bir konferans salonu vardı. Okulun fizik aletleri muhafızı Alaeddin Kıral idi. İlk defa okullarda sinema, İstanbul Sultanisinde Alaeddin ve muavin Fuat Beyler tarafından oynatılmıştı. İlk film olarak Jac’ın hikayesi adıyla Sefiller gösterilmişti. Fizik ve Kimya aletleri oldukça zengindi. Öğrencilere en nefis yemekler verilirdi. İkindi vakti de kaşar peyniri ile birer küçük francala vermek adetti. Tatillerde daimi bekar talebeler İstanbul’un mesire yerlerine götürülmekte idi. Leyli meccani talebelere biri dahili, diğeri harici iki kat elbise verilirdi. Dahili elbise, yakası kapalı siyah aba bir elbise idi. Harici elbise çuha olup düğmelerinde İstanbul Sultanisi yazısı, yakasında da sırmalı okul arması bulunurdu. Pal olarak da gri benekli pelerin verilirdi. İç çamaşırı ve okul defterleri ve kitapları da ayrıca verilirdi. Balkan Harbi’nin son yıllarında İstanbul Sultanisi’nin talebelerinden otuz kadarı gönüllü olarak harbe iştirak ettiler.” 

Bu yıllarda okulun Beden Terbiyesi öğretmenliğini, günün tanınmış spor adamlarından Ahmet Robenson yapmaktaydı. Türk futbolunun ilk ünlü kalecisi olarak tanınan bu değerli spor adamı aynı zamanda İstanbul Sultanisi’nde ilk futbol takımını ve “keşşaf” adı ile anılan ilk izcilik teşkilatını da kurmuştur. 

İstanbul Sultanisi’nin arması da bu yıllarda yapılmıştır. Okulun son sınıf öğrencilerinden olan Nejat, “elif” ve “sin” harflerini ay yıldız ile pek güzel bir biçimde kompoze ederek ortaya güzel bir arma çıkarmıştır. Bu armanın yaratıcısı Nejat Sirel daha sonra Türkiye’nin en değerli heykeltıraşlarından biri olacak, yurttaki pek çok Atatürk heykeli onun usta ellerinde şekillenecek ve profesör olarak da Güzel Sanatlar Akademisi’nde uzun yıllar görev yapacaktı. 

1914’te Yüksekkaldırım’da Saint - Benoit binasına taşınılmıştır. Umumi harbin başlangıcında faaliyetine son verilen ecnebi mekteplerden biri olan Saint-Benoit Fransız mektebinin erkekler kısmı İstanbul Lisesi’ne verilmiştir. Müdür Süreyya Bey taşınmamamız için ısrar edince, Kabataş Sultanisi Müdürü Nazım Bey’le yer değiştirildi, Süreyya Bey istifa etti, Nazım Bey işe başladı, mektep 15 Aralık 1914’te taşındı. Bir süre sonra Saint-Benoit’nın kız kısmı da alınarak, Müdür Nazım Bey’in yardımlarıyla mükemmel yatakhaneler, dershaneler meydana getirildi. Mektebin mevcudu nehari talebelerle 1600’ü bulmuştu. Nazım Bey fırka erkanından olması dolayısıyla mektebe gelen bulguru pirince tahvil ettirir, harp dolayısıyla kapanan doğudaki Erzurum ve Sivas Sultanilerinin de tahsisatlarını da mektebe naklettirirdi. 

Bu parlak dönemde muhakkak ki öğretim kadrosundaki değerli öğretmenlerin büyük payı vardı. Şahabettin Süleyman (Edebiyat), Mehmet Emin Erişirgil (Felsefe), Şükrü Behçet ve Süleyman Sırrı (Riyaziye), Emin Ali Çavlı (Tarih), Celal Hoca (Arabi), Tahir Nadi (Farisi), Faik Sabri, Macit ve Hamit (Coğrafya), Dr. Müştak (Ulum Tabiiyye), Tatar Mahmut (Fizik), Tahir Bey (Ulum-u Diniye), Bedros Efendi (Hendese), Çakıryan Efendi (Kimya), Musa Kazım (Müzik), Tarık Hakkı (Türkçe), Beddi Bey (Kozmoğrafya) bu güçlü öğretim kadrosundan bazıları idi. Bunlardan pek çoğu sonradan üniversitede profesör olarak görev yapacaklardı. 

Balkan Harbi başlar başlamaz, eli silah tutan son sınıf talebeleri cepheye gönüllü olarak giderler, yaralanan gençlerin tedavileri hastane haline sokulan mektepte yapılır ve mektep hastane işareti olarak sarıya boyanır. Yaraları iyileşen ağabeylerine bu defa alt iki sınıf talebeleri de iştirak ederek cepheye koşarlar, kanlı boğuşmalarda bütün gençler şehit düşerler.

Bunun üzerine bütün mektep mateme bürünür. Öğrenciler bu şehit arkadaşlarının hatırasına hürmeten okulun pencere pervazlarını siyaha boyarlar. Canlarını mukaddes vatan uğruna feda eden şehitlerin bu asil ve necip hareketlerinin ebedi bir hatırası olan bu iki renk mektebin renkleri olarak kalır. 

Çanakkale Savaşı’nın en sıkışık zamanlarında Sultaninin ikinci devresinde yaşları on sekizin üstünde olan birçok genç kısa bir talimden sonra aceleyle cepheye gönderildi. Bunlardan iki yüze yakını sadece Çanakkale Savaşları’nda şehit oldu. 

Yine Dünya savaşı sırasında Enver Paşa’nın isteği üzerine mekteplerde gençlik dernekleri kuruldu. Bu teşkilatın kıyafetinde kalpak yeni bir kıyafet inkılâbı anlamında dikkati çekiyordu. Bu genç dernekleri Okmeydanı’nda yapılan pek çok tatbikata katılmıştır. Mütareke senelerinde memleket işgal altına girince her türlü teşkilat lağvedilmiştir. 

1917 yılında okulun Almanca öğretim yapması kararlaştırıldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında benimsenen Türk-Alman dostluğunun da etkisiyle Maarif Nezareti tarafından müşavir olarak getirilen ünlü eğitimci Dr. Schmidt aracılığı ile Almanya’dan yirmi iki öğretmen getirildi. Bu öğretmenlerin başında Dr. Ruschag bulunuyordu. Bu ilk öğretmenler arasında Herr Schtak, Herr Gabel, Herr Zeifeld, Herr Reinholdt, Herr Knuplot ve Herr Roznagel bulunmaktaydı. Mektep programı Galatasaray’ın eşi idi yanlız tedrisatta Almanca’yı (haftada on dört saat Almanca ders görürlerdi) esas tutar, fakat bunun yanında ayrıca her dersin Türkçe’sini de okuturdu. Edebiyat ve tarih dışındaki dersler Almanca okutulmaya başlandı. Bu Alman hocaların her birine birer sınıf deruhte edilerek hem sınıf hocası hem de müzakereci olmuşlardır. Mektepte bir spor ve mükemmel bir izcilik teşkilatları vardı. Okulun edebiyat ve bediiyat öğretmenliğini yapan Şahabettin Süleyman Bey’in girişimleri ile öğrencilerden ibaret bir temsil kolu kurulup faaliyete geçmişti. Okul tiyatrosu Türkiye’de kurulan ilk okul tiyatrosu olması bakımından ayrı bir önem taşımakta idi. İlk olarak Abdülhak Hamid’in “Eşber”i ile Moliere’in “Pinti Hamid”i sahneye konmuş. Verilen ilk müsamerede Maarif nazırı Şükrü Bey, ünlü şair Abdülhak Hamit, genç şairlerden Yahya Kemal, Süleyman Nazif, Samipaşazade Sezai gibi tanınmış isimler hazır bulunmuştur. Bu yıllarda mezun olan tanınmış şahsiyetler arasında daha sonra Arnavutluk Kralı olarak tahta çıkacak olan Ahmet Zogo ile Kırım Hanlarından Hüseyin Bey de bulunuyordu. 

1917 yılında Maarif Nazırı Şükrü Bey bizzat okula gelerek, açılacak sınavda başarı gösterecek öğrencilerin bursla Almanya’ya gönderileceğini müjdeledi. Yapılan sınavda başarılı olan on kişi öğretmen okullarına, on kişi de teknik okullara gönderilmiş ve öğrenimlerini Almanya’da sürdürmüşlerdir. 

İstanbul Sultanisinin bu en parlak devrinde mektebin tedrisat kadrosu da tanınmış kıymetli öğretmenlerle zenginleşmişti. Coğrafya muallimi sonradan Edebiyat Fakültesi Dekanı olan Hamit Ongunsu idi. Edebiyat’a Köprülü Fuat ve Şahabettin Süleyman; Arapça’ya Celalettin Hoca; Farsça’ya Tahir Nadi, Dr. Müştak; Türkçe’ye Tarık Us, Riyaziye’ye Süleyman Sırrı; Hendeseyi Tahliliye’ye Şükrü, Hikmet Bayur, Müsteşar Besim Beyler; Tabiiye’ye Binbaşı Nazım, Musikiye Musa Kazım Bey gelirdi. 

Umumi harp yıllarında ve Çanakkale Muharebeleri’nin en sıkışık bir devrinde mektep bir kaç hafta yaralılarla doldu ve tatil edildi. Sonra Nazım Bey yeniden düzenlenen Mülkiye Mektebi Müdürlüğü’ne getirildi. 

1918 yılında müdürlüğe Şakir Seden Bey (sinemacı) getirildi. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi İstanbul Sultanisi için bir felaket oldu. Bir sabah Fransız bahriyelileri mektebi işgal için kapılara süngülü askerler diktiler. Boşaltılması için önce dokuz gün süre verilmişti, bu süre akşama doğru dört güne biraz sonra da iki güne indirildi. Haşim Paşa Konağı’ndaki kız mektebinin lağvı ile oraya nakline müsaade verildi. 

Mektebin müdürü, muallimleri, leyli talebeleri, memur ve hademesi gece gündüz kucaklarında kitap, sırtlarında eşya taşıyarak mektebin kütüphanesini ve birçok eşyasını kurtarmaya muvaffak oldular. Fakat eşyanın değerlilerini Fransızlar, Saint-Benoit’ya aittir bahanesiyle vermediler. 

Saint Benoit’da talebeye ilk yemek 15. Birinci kanun 1914’te pişirilmişti. Ne gariptir ki beş sene sonra felaketler içinde sığınılan Haşimpaşa Konağı’nda da ilk yemek yine aynı tarihte pişirildi. 

Mektep tam bir hicret ve yağma felaketini andıran bu olaydan sonra çok zorluk çekti. Memleketin felaketli günleri, İstanbul Hükümetinin kararsızlığı, aczi, bu zorlukları arttırıyordu, bununla beraber okul bir taraftan tutunmaya çalışırken bir taraftan da noksanlarını tamamlamaya çabalıyordu, Bu sıralarda Müdür Mercan İdadisine nakledildi ancak bunu istifa ile karşıladı. Yerine Kandilli Sultanisi Müdürü Akil Bey tayin edildi. O gelinceye kadar muallim Yusuf Kemal Bey vekâlet etti. Altı ay sonra Kadıköy Sultanisi Müdürü Feridun Bey okula müdür oldu. 

1919’da mektebin lise ve orta kısmı Münir Paşa Konağı’nda, ilk kısmı ise sokağın karşısındaki Suphi Paşa Konağı’nda öğrenime devam ediyordu. Bu heyecanlı günler sırasında birçok genç tahsillerini yarıda bırakıp, İstiklal Mücadelesi’ne koşmuştur. Bunlardan Mücahit Ömer Naci’nin oğlu Hikmet, Naşit Hakkı Uluğ, Cevat Fehmi Başkurt ilk hamlede sayılabilir. Bunlardan birisi olan Enver Behnan Şapolyo: “Bu kara günleri görmek istemeyen on iki İstanbul Sultanisi talebesi Anadolu’ya kaçmaya karar verdiler. Ben de dâhil olmak üzere, Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin yardımlarıyla İnebolu’ya, oradan kağnılarla Ankara’ya geldik, askerlik çağı gelmiş olan arkadaşları cepheye gönderdiler. Bunların bir kısmı şehit düştü, bir kısmı Ankara Sultanisine, birkaçı da Muallim Mektebi’ne girdiler. Ben öğretmenliği seçtim. Anadolu’ya kaçmadan önceki bir hatırayı anlatmak isterim. Tabiiyye hocamız Müştak Bey’i ziyaret ederek Anadolu’ya kaçacağımızı söyledik. 
Bu muhterem zat bize bakarak “Yaa.... kaderi yaralı Anadolu’ya mı gidiyorsunuz. Ona yardıma koşun hem de büyük bir feragatle, onlardan bir şey almayın, vermeye çalışın.” dedi. Bir süre sonra da mektep Mercan Sultanisi’ne taşındı. 

1922’de müdürlüğe eski İstanbul Maarif Müdürü, şimdiki başvekâlet müsteşar muavini Ali Haydar Bey (sonradan Denizli Mebusu) getirilmiş ve üç sene okulu idare etmiştir. Mektebin izci ocağı bu değerli zat zamanında yeniden kurulmuş ve İstanbul’a gelen Anadolu Hükümeti temsilcileri bu izciler tarafından karşılanmıştı. 

Bu devredeki kıymetli öğretmenler Edebiyat’ta Süleyman Şevket Hıfzı Tevfik, Hakkı Süha Gezgin; Riyaziye’de Bedii Süleyman, Sırrı, Haydar, Niyazi, Sadık Cemal; Türkçe’de Hakkı, Tarık Us; Arapça’da Celalettin, Seyit Salih, Atıf hocalar; Farsça’da Tahir Nadi, Yusuf Seyit, Abdülkadir; Tarih’te Muhsin; Coğrafya’da Hamit Ongunsu, Şükrü; Felsefe’de Hasan Ali, Ali Rıza; Tabiiye’de Tevfik ve Bedri Kemal; Fransızca’da Mazhar Nedim, Esat Lami, Faiz, Rıza İzzet, Nurullah Ataç; Almanca’da Besim Şükrü, Cemal Köprülü; Fizik’te Mahmut; Kimya’da Hasan, Zihni, Refik ve ayrıca Hasan Ali Yücel, Baha Tevfik, Memduh Şevket Esendal sayılabilir. 

Bu devirde bir ara mektebin orta kısmının leyli meccanileri Edirne Sultanisine gönderilmişse de Hakkı Tarık’ın gayretiyle bunlar tekrar sevinç ve gözyaşlarıyla mekteplerine iade edilmişlerdir. Gene bir ara İstanbul Sultanisinin ikinci devresi Kabataş Sultanisine katılarak ikinci devresi lağvedilmişse de bir kaç ay sonra bu karardan dönülmüştür. 

İstanbul Erkek Lisesi 1923 

Haydar Bey’den (Ali Haydar Bey Bursa Maarif Müdürlüğü’ne tayin ediliyor) sonra müdürlüğe getirilen Şemsettin Bey zamanında Beyazıt’ta Fuat Paşa Konağı denilen eski Maliye Nezareti (1947’de Askeri tıbbiye binası - 1951’de Askeri tıp talebe yurdu) alınarak okul oraya taşınmıştır. Şemsettin Bey Trabzon Maarif Müdürlüğü’ne tayin edilince ikinci defa müdürlüğe Yanyalı Lütfü Bey getirilmiş, bir sene birkaç ay çalışmış, ardından Besim Bey (Almanca öğretmeni) bir buçuk yıl müdürlük yapmıştı. 1924 yılında liselerin on ikinci sınıfları kaldırıldığından, o yıl on ikinci ve on birinci sınıflar bir arada mezun olmuşlardır. 

1925 yılında benzeri bulunmayan bir iğne olayı cereyan etmişti. 29 Eylül 1925 günü Arapça dersi hocası Salih Hoca onuncu sınıftaki dersi için sınıfa girip kürsüye çıkmış ve tam sandalyesine oturacağı anda minderin üzerinde dik duran bir iğnenin yerleştirilmiş olduğunu fark etmiş: “Ben böyle bir muameleye layık değilim efendiler, çok teessüf ederim!” diyerek sınıfı terk etmiştir. Müdür Besim Bey’e giren Salih Hoca durumu anlatmış ve istifa ettiğini bildirerek çıkıp gitmişti. Tahkikat başlamış fakat öğrenciler: “İğneyi bizim sınıftan hiç bir arkadaş koymamıştır. Başka sınıftan biri olabilir.” demişlerdir. Alınan kararla bütün sınıf İstanbul ve Anadolu’daki başka liselerde öğrenimlerini tamamlamak zorunda bırakılmıştır. Bu zeki ve çalışkan öğrenciler arasından Sıtkı Yırcalı ve İhsan Sabri Çağlayangil gibi iki de Bakan ve Sait Faik Abasıyanık ve Hikmet Feridun Es gibi iki yazar, aktör Zihni Rona, Dr. Rahmi Duman, Prof. Adnan Sözmen (Orman Fakültesi eski dekanlarından) yetişmiştir. 

O yıllarda okulda tarih hocası olan Enver Behnan Şapolyo bu konuyu şöyle yorumluyor: “Atatürk bu devrede inkılaplarına devam ediyordu. Gençlik, gözünü kulağını Büyük Atası’na dikmişti. Ben mütalaada talebelerin feslerini başlarından çıkarttırmıştım. İlmiyye sınıfından olan hocalar bu davranışımdan dolayı beni müthiş surette tenkit etmişler hatta öğütler vermişlerdi. Atatürk Kastamonu’da şapka giymişti. 

Bunu duyar duymaz ilk kısım öğretmenlerinden Cemal Çelen, Hüsnü Gürdeniz ve ben Beyoğlu’na giderek birer şapka alıp giymiştik. Başımızda şapkalarla Beyazıt meydanından geçerek okula gelmiştik. İstanbul tarafında şapkalı ilk Türk gençleri bizler olmuştuk. Bizi Beyazıt kahvehanelerinden gören İstanbul Sultanisi hocalarından fizik hocamız Tatar Mahmut yanımıza gelerek bu şapkayı giydiniz, bir daha başınızdan çıkarmayın diyerek bizi teşvik ve tasvip ettiydi. Bizim şapka giydiğimizi gören İstanbul Lisesi talebeleri Türkiye’de ilk defa olarak okul kasketi giydiler. İşte bu inkılapcı ruh devam ederken sarıklı ve cübbeli bir lise öğretmenine iğne batırılmak istenmişti. Ben bunu bu inkılâpçı ruhla birleştirmekteyim.” 

1926 yılında müdürlüğe getirilen Celal Ferdi Gökçay on sene kadar okulu idare etti. Bu müddet zarfında ders levazımı, dersane adedi, öğrenci sayısı seneden seneye artmış, okul muntazam bir seyirle inkişaf etmiştir. Bu devirdeki hocalar Felsefe’de Hatemi Senih Sarp, Hasan Ali Yücel, Hilmi Ziya Ülgen, üniversite profesörlerinden Nimet Ali ve Yunus Kazım Köni (ilk Tedrisat Müdürü), Cemil Sena Ongun; Riyaziye’de Hasan Fehmi Çayköy, Fazıl Say, Süleyman Sırrı, Haydar Niyazi, Sudi, Mantık Lütfü; Tarih’te Muhsin Bey, Emin Ali, İhsan Şerif, Lütfi, Tevfik Fikri Sağman, Ali Ekrem; Coğrafya’da Hamit Ongunsu, Hoca Şükrü Akalın, Halil Şükrü Aksu; Kimya’da Hüsnü, Fazıl Refik Tunçok, İhsan Nazmi Dereli; Arapça’da Celal Hoca, Seyid Salih Efendi; Farsça’da Tahir Nadi, Yusuf Hoca; Tabiiye’de Tevfik, Gani Kuturman, Bedri Kemal Erdeniz; Edebiyat’ta Hakkı Süha Gezgin, Agah Sırrı Levent, Selim Cevat, Tahir Nejat Gençay, Orhan Seyfi, Hakkı Tarık, Hıfzı Tevfik Gönensay, Süleyman Şevket; Fizik’te Mahmut, Ali Hikmet Tungay, Tatar Yakup Akpay, Sıfırcı Avni Kulen, Motor Behçet Akış; Lisan’da Köprülü Cemal, Nurullah Ataç, Lundher Bey, Mazhar Nedim Yüzak, Esat Lami Akman, Münif Sait Sayıt, Sabri Çakar; Resim’de Hayri Çizer; Müzik’te Musa Kazım, Mesut Cemil Tel, Halil Bedii Yönetken; Beden Eğitimi’nde İhsan Erkal ağabey görülür. 

1933 yılında Tıp Fakültesi’nin İstanbul’a nakli üzerine İstanbul Erkek Lisesi Cağaloğlu’nda önceden Düyûn-ı Umûmiye binası olarak kullanılmış olan bugünkü binasına taşındı. 1934’e kadar yatılı olan okulun Haydarpaşa Lisesi açıldıktan sonra onu doldurmak için yatılı kısmı kaldırıldı (Hikmet Bayur’un maarif vekilliği zamanında verilen bir emirle). 

Daha sonra öğrenci ve dersane sayısı birkaç misli arttırıldı. 1935/1936 ders yılında dersane sayısı 28, öğrenci sayısı 1600 kadardı, 6854 cilt kitabı içeren kütüphanesi, okulun geniş ve mükemmel konferans, sinema ve müsamere salonu, zengin ders levazımına malik fizik, kimya laboratuarları, ayrıca resim, jimnastik dersaneleri vardır. 

1936 Mayıs ortalarında Celal Ferdi Gökçay’ın Trakya Genel İnspektörlüğü Kültür Müşavirliği’ne atanması üzerine yerine Trabzon Lisesi Direktörü Şerif İnan Tayin edilmiştir. Şerif İnan Bey’in ölmesi üzerine tekrar Celal Ferdi Gökçay Bey Müdür olarak lisenin başına geçti. 

1937/1938’de orta kısmın birinci sınıfı üç şubeye indirilmiş, buna karşılık dördüncü sınıf dokuz ve beşinci sınıf dört şubeye çıkarılmıştır. 

İstanbul Erkek Lisesi 1908–1944 yılları arasında 2.724 mezun vermiştir. 

Bu yıllarda öğretim kadrosu, Edebiyat’ta Hakkı Süha Gezgin, Tahir Nejat Gencan, Murat Tekiner, Orhan Seyfi Orhon, Salih Rıza Kırkpınar, Halit Tanrıkulu, Faik Öz; Tarih’te Celal Ferdi Gökçay, Tevfik Fikri Sağman, Lütfü Tarhan, Nurullah Tecer, Ekrem İnal, Şükrü Sayalı; Coğrafya’da M. Şükrü Akalın (şişman Şükrü), Şükrü Halil Aksu (uzun Şükrü), Ziya Güraman; Felsefe’de Nimetullah Öztürk, Avni Diper; Matematik’te Fazıl Say, Hasan Fehmi Çayköy, Şevket Kurallı, Cemal Dönmezer, Refik Apa, Ömer Beygo; Tabiiyye’de Bedri Kemal Erdeniz, Gani Kuturman, Osman Ekinci, Kemal Enver Ünver, Ziya Gökçetin, Faruk Emek; Fizik’te Avni Kulen, Hikmet Tungay, Behçet Akiş, Yakup Akpay; Kimya’da Refik Tunçok, Naşit Baylav, İhsan Dereli, İmamaettin Kurç; Yabancı Dil’de Esat Lami Akman, Mazhar Nedim Yüzak, Mesut Akil, Mehmet Ali Kırca, Sabri Çakar, Agah Balkır, Ahmet Öztürker, Kemal Aytemir; Resim’de Hayri Çizel; Müzik’te Hulusi Gürses; Beden Eğitim’i Selim Duru, Muzaffer Kılıç, Aydın Bakanoğlu. Celal Ferdi Gökçay’ın 25 Ağustos 1947 günü vefatı ile boşalan müdürlük görevine Ankara Milli Eğitim Müdürü Salim Atalık atandı. Bu kişinin görev başında ani vefatı üzerine okulun edebiyat öğretmenlerinden Ali Rıza Özkut bu göreve getirildi. 

1936/1937 ders yılında dersane sayısı 31, öğrenci sayısı 1800’e yükseldi. Yatılı kısmı 1955’de yeniden açıldı. (Mektebin mezunlarından Celal Yardımcı’nın emriyle) 1958/1959 ders yılından itibaren Almanca öğretim yapmaya başlandı. Müdürlüğe Ahmet Özbey’den sonra 1961 yılında Selman Erdem atanmış daha sonra Halit Özler bu görevi sürdürmüştür. 

1961’de Türkçe, Edebiyat, Felsefe, Sosyal Bilgiler ve Tarih dışındaki Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji gibi Fen dersleri Almanca okutulmaktadır. Öğrenciler biri nisan, diğeri temmuz ayında yapılan iki sınav ile seçilerek alınmakta, bir yıl hazırlık öğretimine tabi tutulmaktadırlar. Dört hazırlık, on bir orta, on bir lise sınıfı vardır. 

1964 Yılında 80. Yaşına Basarken Eğitim Kadrosu 

Felsefe’de Nurettin Topçu, Nermin Özmat; Tarih’te Veli Orhan Tüte, Muammer İlter, Mehmet Sezgin, Bahri Oskay; Coğrafya’da Azizi Devrimci, Melahat Öztürk; Matematik’te Ömer Beygo, Niyazi Görgün, Osman Berköz, Zekiye Göktan, Günther Ulrich; Fizik’te Mehmet Gökcan, Servet İşeri, Türkan Ergelmiş; Kimya’da Naşit Baylav, Nedim Erkut, Walter Jubermann; Biyoloji’de Radiye Üstündağ, Halit Özler, Rudolf Horn; Latince’de Fikret Dinçkök; Fransızca’da Nazım Kemal Yalgın; İngilizce’de Ahmet Bağışgil, Saliha Atıl; Almanca’da Said Gökçe, Ömer Baykan, Herbert Bürger, Johann Fehsenfeld, Günther Zimmer, Christfried Kulbdi; Fen Bilgisi’nde Heinz Josef Gremer; Resim’de İhsan Tamer; Beden Eğitimi’nde Faruk Yurtcanlı, Selim Duru; Müzik’te Nezihi Dinçoğlu, Askerlik’te Hüseyin Kıbrıslı. 

1900–1962 yılları arasında 5.200 mezun vermişti. 

İstanbul Lisesi 

1990’da 38 Türk, 28 Alman öğretmeni, 232 kız, 844 erkek toplam 1.076 öğrencisi, 10 laboratuarı, zengin kitaplığı, 3 salonu, spor tesisleri, 1300 kişilik yemekhanesi ile çağdaş bir kurum olan okulumuzun Üniversite Giriş Sınavı’ndaki başarısı % 95 – 97 arasında değişmektedir. 

Eğitimin Devam ettiği Binalar

• Vefa’da Bozdoğan Kemerleri'nde (1884) 
• Süleymaniye yakınlarında Meşihat dairesi (din işlerine bakan ve nazırlar meclisinde yeri bulunan makam, Şeyhülislamlık makamı) bitişiğindeki konakta (1885) 
• Çırçır’da Kaptanpaşa Yokuşu'nda bir konakta (1887) 
• Şehzade Camii'nin Burmalı Mescit tarafında Mümtaz Bey Konağı'nda (1890) 
• Ağa Yokuşu'nda Şirvanizade Rüştü Paşa Konağı'nda (1898) 
• Koska’da Yeşiltulumba’daki (Medrese-i Edebiye) adlı hususi mektep satın alınarak son iki idadi sınıfı oraya geçirilmiştir (1902). 
• Saraçhanebaşındaki Haşim Paşa’nın Kırmızı konağı satın alınıyor (1904). İdadi sınıfları oraya taşınıyor. 
• 1905’de mektep Ethem Paşa’nın Kantarcılardaki konağına 
• 1909’da Darülfünun ve Mektebi Mülkiye binasına (Sultan Mahmut türbesinin arkasında bulunan Bezm-i Alem Valide Sultanın yaptırdığı İstanbul Kız Lisesi 1951) taşındı. 
• 1914’te Yüksekkaldırım’da Saint-Benoit binasına 
• 1918’de Haşim Paşa konağına 
• 1919’da Saraçhanebaşında Münir Paşa Konağına 
• Bir süre sonra da Mercan Sultanisine taşındı. 
• Beyazıt’ta Fuat Paşa konağı denilen eski Maliye Nezareti (1947’de Askeri Tıbbiye binası, 1951’deki Askeri tıp talebe yurdu) binasına 
• Düyûn-ı Umûmiye Binası 1933 

Düyûn-ı Umûmiye 

Düyûn-ı Umûmiye, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde 24 Ağustos 1854’te başlayıp, tamamı ödeninceye kadar, yüzyıllık bir zamanı kapsayan borçların adıdır. Osmanlı Devleti, açılan savaş masraflarını karşılamak, bazı yenileşme atılımları yapmak, bütçe açığını kapatmak, hesapsız yapılan harcamalardan doğan borçları ödemek için, içten ve Avrupa’nın kapitalist ülkelerinden borç para alma yolunu tutmuş, üst üste ve aralıksız aldığı borç paralar o kadar çoğalmış ki, anapara ve faizlerini ödeyemeyecek bir hale gelmiştir. 

Düyûn-ı Umûmiye Binasının Mimarı değeri 

Cağaloğlu’nda bugün İstanbul Erkek Lisesi olarak kullanılan eski Düyûn-ı Umûmiye binası, İstanbul’da yapılan Birinci Ulusal Mimarlık dönemine geçişi sağlayan örneklerin başında gelmektedir. 

1897 yılında tamamlanan bu yapının mimarlığını İtalyan Alexandre Vallauri üstlenmiştir. O yıllarda Vallaury yalnız bu yapıyla yetinmemiş, İstanbul’un büyük boyutlu, maliyeti yüksek yapılarını Fransız sermayedarları ve Osmanlı ileri gelenleri için tasarlamıştır. Aynı zamanda Sanayi-i Nefise Mektebi’nde mimarlık hocası olarak görev yapan Vallauri bu süre içinde Galata’da Osmanlı Bankası; Gülhane’de Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi (eski Sanayi-i Nefise Mektebi); Beyoğlu'nda Pera Palas Oteli; Raimondo D’Aronco ile birlikte ise Mektep-i Tıbbiye-i Şahane (Haydarpaşa eski Lisesi) binalarını yapmışlardır. 

Bunlar arasında Sultanahmet’te Yüksek Ticaret Okulu (eski Ziraat Nezareti), Yıldız Serencebey’de Şeyh Zafir Türbe - kitaplık ve çeşmesi, Tarabya’da İtalyan Sefareti, Beyoğlu’nda Botter Apartman. Kuruçeşme’de Nazime Sultan yalısı (yıkılmıştır), ve Yıldız Sarayının bazı bölümleri başta gelmektedir. 

Düyûn-ı Umûmiye Binası ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane binaları yabancı simaların, dönemin dünyadaki yaygın özellikleriyle, Osmanlılarda ulusal akımın isteklerini birlikte değerlendirme çabalarını göstermesi açısından ilginçtir. 

Bu yapılarda yer yer Mimar Sinan döneminin Mimarlık özelliklerinden, özellikle ve bezeme anlayışından aktarmalar, değerlendirmeler göze çarpar. Bu tür bir yaklaşım, yabancı mimarların Osmanlı yönetiminde, egemen akıma kendilerini uydurarak iş bulabilme isteklerini de ortaya çıkarmaktadır. 

İstanbul Erkek Lisesi Binasında birçok noktada, özellikle cephe malzemelerinde, kemerlerde, saçaklarda Osmanlı dinsel ve sivil yapılarının mimarlık öğelerinden yararlanıldığı görülmektedir. Bunun dışında anıtsal mekânların varlığı, yapının büyük boyutlarda ele alınışı o dönemin ekonomik yapısıyla çelişki göstermektedir. 

Kısaca bu ve benzeri yapılar, Milli Mimari Birinci Ulusal Mimarlık akımının anıtsal ön örnekleri olup, dönemini tüm özellikleriyle yansıtması açısından büyük önem taşımaktadır. 

Mimar Alexander Vallaury 

Sanayi-i Nefise Mektebinin açılmasıyla, yabancı mimarlar Türkiye’de öğretim alanına girmişlerdir. Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Okulu) mimarlık bölümünün hocası olan Vallauri, öğrenci yetiştirme etkinliklerinin yanında birtakım binalar da yaptı. Sanayi-i Nefise Mektebi, Arkeoloji müzesi, Düyûn-ı Umûmiye Binası, Pera Palas, Tıbbiye olarak yapılan ve inşaatı 1901’de tamamlanan Haydarpaşa Lisesi, Karaköy’deki Voyvoda Caddesi’nde Osmanlı Bankası, Reji Şirketinin binaları da Vallaury’nin eseridir. 

İstanbul Lisesi Binaları 

Vefa’da bir konak 1884 
Süleymaniye'de Neşihat Dairesi 1885 
Çırçır’da bir konak 1887 
Şehzadebaşında Mümtaz Bey Konağı 1890 
Ağa yokuşunda Rüştü Paşa Konağı 1898 
Koska’da Medrese-i Edebiye okulu 1902 
Saraçhane Haşim Paşa Konağı 1904 
Kantarcılarda Ethem Paşa Konağı 1905 
Darüfünun ve Mektebi Mülkiye 1909 
Saint-Benoit Lisesi 1914 
Haşim Paşa Konağı 1918 
Saraçhanebaşı Münir Paşa Konağı 1919 
Mercan Sultanisi 1920 
Beyazıt’ta Fuat Paşa Konağı 1923 
Düyûn-ı Umûmiye Binası 1933 

*Lisemiz öğrencileri tarafından yayınlanmış olup günümüze kadar gelebilen en eski yıllık 1931 yılına aittir. Bu yıllığın okul tarihinin anlatıldığı bölümünde “okulun temeli 1884 yılında Selanikli Abdi Kamil Efendi ile Mehmet Nadir Bey’in ilk özel okul olan “Şems-ül Maarif”i açmasıyla başlar” ifadesi kullanılmıştır. Bu bilgi doğru değildir. Başbakanlık arşivlerinde bulunan belgelerden anlaşıldığı üzere; Mehmet Nadir Bey’le Selanikli Abdi Kamil Efendi’nin kurduğu ilk özel okul olan Şems-ül Maarif’in kuruluş yılı 1882 olup, Mehmet Nadir Bey’in bu okuldaki görevinden ayrılmasından sonra okul, eğitim hayatına bir süre daha devam etmiş, daha sonra kapanmıştır. 

Bazı yıllıklarda ise “Şems-ül Maarif” yerine “Şems-ül Mekatip” ismi kullanılmıştır. Şems-ül Mekatip, İstanbul Lisesi ile hiçbir şekilde ilgisi olmayan, 1940 yılında faaliyeti sona ermiş olan bir okuldur. 

Bu hataların, okulumuzun tarihi ile ilgili bilgilerin öğrenciler tarafından kendilerinden sonra gelenlere sözlü aktarılması sırasında ortaya çıkmış, bir kez yıllıkta yer aldıktan sonra geleceğe taşınmış olduğu anlaşılmaktadır. 

Tüm yukarıda verdiğimiz bilgiler ışığında, Mehmet Nadir Bey’in 1884 yılında kurduğu Numûne-i Terakkiyi İstanbul Lisesinin temeli kabul etmek gerekir. 
 

Copyright © 2017, İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı | Her Hakkı Saklıdır. | Site: İkipixel

Logo